YANGIN GÜVENLİĞİ KONUSUNDA UZMANLARIN GÖRÜŞLERİ

Aşağıda okuyacağınız metin, yangın güvenliği ve alınacak önlemler konusunda son derece değerli ve konunun uzmanı Metalurji mühendisi Sn. İbrahim Ekin tarafından kaleme alınmıştır.

Ülkemizde geçtiğimiz günlerde yaşanan yangın faciasında 78 canımızın gittiği maalesef yönetmeliğe uygun koşulların sağlanmamasından dolayı olduğu gerçeği ile paylaşma ihtiyacı duydum ve aşağıda aynen yazıyorum.

Yangın önlemleri konusunda deneyimli ODTÜ Makina / Bülent Özgür gelen bilgi;

Değerli Arkadaşlarım,

Geçtiğimiz günlerde meydana gelen feci Otel Yangını ile ilgili grupta, medyada çeşitli görüşler ortaya konuldu. Bu meslekte yaklaşık 45 sene Mekanik Tesisat Projeler (yurtiçi yurtdışı) kapsamın yangın önleme projeleri yapan bir arkadaşınız olarak ben de aşağıdaki hususları yazma ihtiyacını hissettim.2007 yılında yürürlüğe giren “Binaların Yangından Korunması Yönetmenliği ” nin hazırlık aşamasında TTMD olarak biz de katkıda bulunmuş; Amerikan ASHRAE ve Rus SNIP normlarından yararlanarak gayet başarılı bir Yönetmelik hazırlanmıştı.

Söz konusu otelin, Yangın Yönetmeliği kurallarının dışında nasıl hizmet verebildiğini aşağıda özetlemeye çalışacağım.

MADDE 38- (1) Yapının ortak merdivenlerinin yangın ve diğer acil hâllerde kullanılabilecek özellikte olanları, kaçış merdiveni olarak kabul edilir.

(2) Kaçış merdivenleri, yangın ve diğer acil hâl tahliyelerinde kullanılan kaçış yolları bütününün bir parçasıdır ve diğer kaçış yolları öğelerinden bağımsız tasarlanamazlar.              

(3) Kaçış merdivenlerinin duvar, tavan ve tabanında hiçbir yanıcı malzeme kullanılamaz ve bu merdivenler, yangına en az 120 dakika dayanıklı duvar ve en az 90 dakika dayanıklı duman sızdırmaz kapı ile diğer bölümlerden ayrılır.

(4) Kaçış merdivenlerinin kullanıma uygun şekilde boş bulundurulmasından, bina veya işyeri sahibi ve yöneticileri sorumludur.

OTELDE YANGIN MERDİVENİ YOK…

MADDE 50- (1) Otellerin, motellerin ve diğer binaların yatakhane olarak kullanılan bölümlerinin aşağıda belirtilen şartlara uygun olması gerekir:

a) Yatak odaları, iç koridordan en az 60 dakika yangına karşı dayanıklı bir duvar ile ayrılır. Toplam yatak sayısı 20’den fazla veya kat sayısı ikiden fazla olan otellerde her katta en az 2 çıkış sağlanır. Yatak sayısı 20’den az ve yapı yüksekliği 15.50 m’den az olan bina veya bloklarda ise, merdiven korunumlu yapıldığı veya basınçlandırıldığı takdirde, tek merdiven yeterli kabul edilir.

MERDİVEN BASINÇLANDIRMA TESİSATI MEVCUT DEĞİL…

MADDE 57- (1) Konutlar hariç olmak üzere, alışveriş merkezleri, yüksek binalar içinde bulunan mutfaklar ve yemek fabrikaları ile bir anda 100’den fazla kişiye hizmet veren mutfakların davlumbazlarına otomatik söndürme sistemi yapılması ve ocaklarda kullanılan gazın özelliklerine göre gaz algılama, gaz kesme ve uyarı tesisatının kurulması şarttır.

MUTFAK DAVLUMBAZLARINDA YANGIN YOK.  YOK.

MADDE 96- (1) Yağmurlama sisteminin amacı; yangına erken tepki verilmesinin sağlanması ve yangının kontrol altına alınması ve söndürülmesi için belirli bir süre içerisinde tasarım alanı üzerine belirlenen miktarda suyun boşaltılmasıdır. Yağmurlama sistemi, aynı zamanda bina içindekilere alarm verilmesi ve itfaiyenin çağrılması gibi çeşitli acil durum fonksiyonlarını da aktif hâle getirebilir. Yağmurlama sistemi; yağmurlama başlıkları, borular, bağlantı parçaları ve askılar, tesisat kontrol vanaları, alarm zilleri, akış göstergeleri, su pompaları ve acil durum güç kaynağı gibi elemanlardan meydana gelir. Yağmurlama sistemi elamanlarının TS EN 12259’a uygun olması şarttır.

(2) Aşağıda belirtilen yerlerde otomatik yağmurlama sistemi kurulması mecburidir:

a) Yapı yüksekliği 30.50 m’den fazla olan konut haricindeki bütün binalarda,

b) Yapı yüksekliği 51.50 m’yi veya 17 katı geçen konutlarda,

c) Araç kapasitesi 20’den fazla olan veya giriş ve çıkışları bağımsız olsa dahi birden fazla bodrum katı kullanan kapalı otoparklarda ve 10’dan fazla aracın asansörle alındığı kapalı otoparklarda,

Ç) Birden fazla katlı bir bina içerisindeki yatılan oda sayısı 100’ü veya yatak sayısı 200’ü geçen otellerde, yurtlarda, pansiyonlarda, misafirhanelerde ve yapı yüksekliği 21.50 m’den fazla olan bütün yataklı tesislerde.

OTELDE SPRINKLER SİSTEMİ MRVCUT DEĞİL…

MADDE 97- (1) Yüksek binalarda veya bina oturma alanı 1000 m2’den büyük binalarda veya cephe genişliği 75 m’yi aşan binalarda, itfaiyenin sisteme dışarıdan su basabilmesi için, sulu yangın söndürme sistemlerine en az 100 mm nominal çapında itfaiye su verme bağlantısı yapılması şarttır. İtfaiye su verme bağlantısında 2 adet 65 mm storz tip rakor ve sistemde çek valf bulunur ve çek valf ile itfaiye bağlantısı arasındaki borulardaki suyun otomatik olarak boşalmasını sağlayacak elemanlar konulur. İtfaiye araçlarının bağlantı ağzına ulaşma mesafesi 18 m’den fazla olamaz.

OTELDE İTFAİYE BAĞLANTI AĞIZLARI YOK…

MADDE 131- (1) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı aşağıdaki şekilde denetlenir:

a) Özel yapı, bina, tesis ve işletmeler, mahalli itfaiye teşkilatı ile bunların bağlı veya ilgili olduğu bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşlarının müfettişi, kontrolör veya denetim elemanları tarafından denetlenir. Bina sahibi, yöneticisi ve sorumluları denetim elemanlarınca binaların arzu edilen bütün bölümlerini ve teçhizatını göstermek, istenilen bilgi ve belgeleri vermek zorundadır. Denetim sonunda eksik bulunan ve giderilmesi istenilen aksaklıklar ile talep edilen önlemlerin öngörülen uygun süre içerisinde ilgililerce yerine getirilmesi mecburidir.

BOLU BELEDİYESİ İTFAİYE MÜDÜRLÜĞÜNÜN VERMİŞ OLDUĞU OLUMSUZ YAZIYA RAĞMEN OTEL İŞLETMEYE DEVAM EDİYOR.

MADDE 138- (1) 4’üncü maddenin (ff) bendinde tarifi yapılan mevcut yapılar hakkında, bu Kısım hükümleri uygulanır.

 (2) Mevcut yapılardan, 12/6/2002 tarihli ve 2002/4390 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliğe uygun yangın tedbirleri alınmış olan yapılarda, bu Yönetmelik hükümlerine göre ilave tedbir alınmaması asıldır. Ancak, yapı sahibi isterse bu Yönetmelik hükümlerine göre ilave tedbirler alabilir.

 (3) Mevcut yapılardan bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra kullanım amacı değiştirilen yapılardan 2’nci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde sayılanlar dışında kalan yapılar hakkında da bu Kısım hükümleri uygulanır.

OTEL 2007 yılından önce yapılmış olmasından dolayı “Mevcut Bina” durumunda olmasına rağmen ilgili madde uygulanmamıştır.

Bilgilerinize…

Yukarıda yazmaya çalıştığım hayati öneme haiz bilgileri gönderen değerli büyüğüm Metalurji mühendisi Sn. İbrahim Ekin beyefendiye şükranlarımla

NOT: Yazıdaki amacımız Kartalkaya özelinde bir kritik yapmak değil fakat yaşanmış bir olay üzerinden doğruların ortaya konmasıdır. Saygılarımla,

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…