TRUMP IN TİCARET SAVAŞI VE ÇİN PİYASALARI

Başkan Donald Trump’ın yorumları, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşında gerilimin azalması umutlarını arttırdı. Bu durum, DeepSeek’in yapay zekâ modelinin sürpriz bir şekilde piyasaya sürülmesiyle ay boyunca değer kazanan Çin para birimini ve hisse senedi piyasalarını daha da güçlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde Air Force One uçağında gazetecilere verdiği demeçte, Çin ile bir ticaret anlaşmasının “mümkün olduğunu” açıkladı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “harika bir ilişkisi” olduğunu söyleyen Trump, “Ama unutmayın, o Çin’i seviyor, ben de ABD’yi seviyorum. Yani biliyorsunuz, burada biraz rekabet var ama Başkan Şi ile olan ilişkimin harika olduğunu söyleyebilirim,” dedi.

Ayrıca ilk döneminde Çin ile bir ticaret anlaşması yaptığını da belirtti. ABD ve Çin’in 2020’de imzaladığı Birinci Aşama ticaret anlaşmasına atıfta bulunarak, “Çin ile harika bir anlaşma yaptık, çiftçiler için harika oldu, üreticiler için harika oldu,” dedi. “Ellerinde yaklaşık 50 milyar dolar değerinde ürünümüz vardı ve biz bunu onlara aldırıyorduk. Sorun şu ki Biden onları buna uymaya zorlamadı,” diye ekledi.

ABD-Çin ticaret savaşı

Trump ay başında Çin’den ithal edilen ürünlere yüzde 10 ek gümrük vergisi getirdi. İki gün sonra Çin Devlet Konseyi Tarife Komisyonu, 10 Şubat’tan itibaren geçerli olmak üzere ABD’den ithal edilen kömür ve sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yüzde 15, Amerikan ham petrolüne, tarım ekipmanlarına ve bazı araçlara yüzde 10 vergi uygulayacağını açıkladı.

The Wall Street Journal’da yer alan bir habere göre, Çin’in Trump’ın yeni gümrük vergilerine cevaben ilk önerisi, Birinci Aşama ticaret anlaşmasını yeniden tesis etmekti. Önerilen diğer tedbirler arasında Çin yuanının değerini düşürmeme taahhüdü ve fentanil bileşen maddelerinin ihracatını azaltma taahhüdü yer alıyordu.

O zamandan bu yana başka bir gerilim yaşanmadı, ancak Trump, ABD tarifelerinden etkilenen ülkelerin herhangi bir misillemesinin ihracat maliyetlerinde artışa veya genişlemeye yol açabileceğinin sinyalini verdi. İki ülkenin başta fentanil olmak üzere uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için sınır kontrollerini sıkılaştırmayı kabul etmesinin ardından Meksika ve Kanada’ya uygulanması planlanan yüzde 25’lik genel gümrük vergisini durdurdu.

Çin yuanı ve hisse senedi piyasaları değer kazandı

Çin yuanı, Trump’ın ticaret anlaşmasına ilişkin yorumlarının kısmen etkisiyle perşembe günü ABD doları karşısında keskin bir şekilde güçlendi. Doları Çin offshore Yuan’ı karşısında ölçen USD/CNH döviz kuru, 24 Ocak’ta kısa bir süre bu seviyeye dokunduktan sonra yüzde 0,65 düşerek Kasım 2024’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Çin borsaları da haberlerin ardından yükselişe geçti ve Hang Seng Endeksi (HSI) gün içindeki kayıplarını azaltarak yüzde 1,6 düşüşle kapandı ancak dört aydan uzun bir sürenin en yüksek seviyesinde kaldı. Endeks, cuma günkü Asya seansında Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nın açılışında Alibaba’dan gelen olumlu kazançların da etkisiyle yüzde 2 artış gösterdi.

Çinli e-ticaret devi, üç aylık kazançlarında beklentileri aştı ve şirketin yapay zekâ destekli bulut işi iki yıldaki en hızlı büyümesini gerçekleştirdi. Alibaba’nın hisseleri perşembe günü ABD’deki işlemlerde kazançlarını azaltmadan önce yüzde 15 artışla üç yılın en yüksek seviyesine çıktı.

HSI, WeChat’in sahibi Tencent Holdings, Jack Ma’nın kurucusu olduğu Alibaba Group, Apple’ın Çinli rakibi Xiaomi ve Tesla’nın rakibi BYD gibi Çin’in önde gelen teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Çin gösterge endeksidir.

Çinli girişim DeepSeek’in ocak ayı sonunda R1 adlı yapay zekâ modelini tanıtmasından bu yana hem Çin yuanı hem de Çin borsaları yükselişte. Bu model OpenAI’nin ChatGDP’sine doğrudan bir rakip. Bu ayın başlarında, Çin’in en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, DeepSeek’in yapay zekâ modelini operasyonlarına entegre etme planını açıkladı ve hisse fiyatını tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkardı.

YAZAR : ZAFER ÖZCİVAN

  • Benzer Haberler

    PARAYI ELDE TUTMAK YERİNE HARCAMANIN TERCİH EDİLMESİ

    PARAYI ELDE TUTMAK YERİNE HARCAMANIN TERCİH EDİLMESİ Ekonomik belirsizliklerin arttığı, enflasyonun gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldiği dönemlerde bireylerin para ile kurduğu ilişki de köklü biçimde değişiyor. Klasik iktisat öğretisinin “tasarruf et, biriktir, geleceğini güvence altına al” yaklaşımı, son yıllarda yerini giderek daha farklı bir davranış kalıbına bırakıyor: Parayı elde tutmak yerine harcamayı tercih etmek. İlk bakışta irrasyonel gibi görünen bu eğilim, aslında hem ekonomik koşulların hem de toplumsal psikolojinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Paranın Zamanla Eriyen Değeri Yüksek enflasyon ortamlarında paranın en temel işlevlerinden biri olan “değer saklama” özelliği ciddi biçimde zayıflar. Bugün cebinizde duran para, bir yıl sonra aynı alım gücünü sunmayacaktır. Bu gerçek, özellikle sabit gelirli kesimlerde güçlü bir farkındalık yaratmış durumda. İnsanlar artık parayı elde tutmanın bir kazanç değil, aksine örtük bir kayıp anlamına geldiğini daha net görüyor. Bu noktada harcama davranışı bir savurganlık göstergesi olmaktan çıkar; aksine bir tür rasyonel savunma mekanizmasına dönüşür. “Bugün almazsam yarın daha pahalı olacak” düşüncesi, yalnızca büyük yatırımlarda değil, gündelik tüketim kalıplarında da belirleyici hâle gelir. Dayanıklı tüketim mallarından konuta, elektronik ürünlerden temel gıdaya kadar geniş bir yelpazede öne çekilmiş talep gözlemlenir. Tasarrufun Psikolojik Eşiği Tasarruf etmek yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir eylemdir. Geleceğe dair güven duygusu zayıfladığında, bireylerin uzun vadeli planlar yapması da zorlaşır. “Nasıl olsa şartlar sürekli değişiyor” algısı, tasarrufun anlamını sorgulatır. Böyle bir atmosferde para biriktirmek, geleceği garanti altına almak yerine bugünkü yaşamdan feragat etmek gibi algılanabilir. Bu nedenle harcama, sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda psikolojik bir rahatlama aracı hâline gelir. İnsanlar, kontrol edemedikleri makro riskler karşısında, en azından bugünkü yaşam standartlarını korumaya odaklanır. Harcama eylemi, belirsizlik karşısında “şimdi ve burada” olmanın bir ifadesine dönüşür. Tüketim Toplumundan Deneyim Toplumuna Parayı elde tutmak yerine harcamanın tercih edilmesi, sadece zorunlu ihtiyaçlarla sınırlı değildir. Son yıllarda deneyim odaklı harcamaların artması bu eğilimi açıkça gösteriyor. Seyahat, yeme-içme, kültürel etkinlikler ve kişisel gelişim harcamaları, “yarın ne olacağı belli değil” düşüncesiyle daha fazla öncelik kazanıyor. Bu dönüşüm, klasik tüketim toplumundan farklı bir noktaya işaret eder. Artık mesele yalnızca mal sahibi olmak değil; anı biriktirmek, yaşam kalitesini bugünden artırmaktır. Paranın elde tutulması yerine harcanması, bu bağlamda kısa vadeli mutluluğu ve tatmini önceleyen bir yaşam stratejisi olarak okunabilir. Makroekonomik Etkiler: Canlanan Talep, Artan Riskler Bireysel düzeyde rasyonel görünen bu davranış, makroekonomik ölçekte karmaşık sonuçlar doğurur. Harcamanın artması, iç talebi canlandırır; üretim, istihdam ve vergi gelirleri açısından kısa vadede olumlu etkiler yaratır. Özellikle durgunluk riskinin olduğu dönemlerde tüketimin canlı kalması, ekonominin çarklarının dönmesini sağlar. Ancak bu eğilimin uzun süreli ve kontrolsüz hâle gelmesi, başka sorunları da beraberinde getirir. Tasarruf oranlarının düşmesi, finansal sistemde kaynak maliyetlerini artırır. Yatırımlar için gerekli uzun vadeli fonların azalması, büyümenin kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle parayı harcamaya yönelme, dengeleyici politikalarla desteklenmediğinde kırılganlık yaratma potansiyeline sahiptir. Yeni Normal mi, Geçici Bir Refleks mi? Asıl soru şudur: Parayı elde tutmak yerine harcamanın tercih edilmesi kalıcı bir davranış değişikliği mi, yoksa olağanüstü koşulların yarattığı geçici bir refleks mi? Bu sorunun yanıtı, ekonomik istikrarın yeniden tesis edilip edilemeyeceğiyle yakından ilişkilidir. Enflasyonun kontrol altına alındığı, gelirlerin öngörülebilir hâle geldiği bir ortamda tasarruf yeniden anlam kazanacaktır. Ancak bugünün koşullarında bireylerin verdiği mesaj nettir: Para bekledikçe değer kazanmıyor, harcandıkça anlam kazanıyor. Bu mesajı doğru okumak hem ekonomi yönetimi hem de finansal kurumlar açısından…

    TÜRKİYE’DE RESMİ TATİLLER VE EKONOMİK MALİYETLERİ

    TÜRKİYE’DE RESMİ TATİLLER VE EKONOMİK MALİYETLERİ Türkiye’de resmi tatiller hem toplumsal bir gereklilik hem de ekonomik bir denge konusu olarak her yıl iş dünyasının gündeminde ön sıralarda yer alıyor. 2026 yılı itibarıyla ülkemizde 14 gün civarında resmi tatil bulunuyor. Bu tatiller, 1 Ocak Yılbaşı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi ulusal önem taşıyan günleri içeriyor. Ayrıca dini bayramlar olan Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı da ekonomik ve sosyal hayat üzerinde ciddi etkiler bırakıyor. Resmi tatillerin en görünür etkisi, çalışma günlerinin azalması ve üretimin bir süreliğine durmasıdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de hizmet sektörü ve sanayi üretimi tatillerden doğrudan etkileniyor. Örneğin sanayi sektöründe bir günlük üretim kaybı, yıllık ciro üzerinden hesaplandığında milyarlarca lira değerinde olabilir. Türkiye’nin sanayi üretimi 2025 yılında yaklaşık 1,2 trilyon TL düzeyindeyken, resmi tatillerin ortalama maliyeti yıllık bazda 25–30 milyar TL civarında tahmin ediliyor. Bu rakam, tatil günlerinin toplam iş gücü kaybını ve üretim kaybını kapsıyor. Ekonomistler, resmi tatillerin maliyetini sadece üretim kaybıyla sınırlı görmenin eksik olacağını vurguluyor. Tatiller aynı zamanda tüketim davranışlarını da etkiliyor. Örneğin, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı dönemlerinde gıda, giyim, ulaşım ve konaklama sektörlerinde yoğun bir tüketim artışı yaşanıyor. Bu durum kısa vadeli bir ekonomik hareketlilik yaratırken, üretim kaybının maliyetini bir miktar telafi edebiliyor. Özellikle turizm ve perakende sektörleri, resmi tatil dönemlerinde ciddi kazançlar elde ediyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre, 2025 yılında bayram tatilleri perakende sektöründe ortalama yüzde 12’lik ek bir ciro artışı sağladı. Ancak Türkiye’deki resmi tatillerin maliyeti, sadece ekonomi rakamlarıyla ölçülemiyor. İşgücü piyasası üzerinde de etkileri gözlemleniyor. Özel sektörde çalışan işçiler, resmi tatillerde ücretli izin hakkına sahip olsa da bazı sektörlerde vardiyalı veya acil üretim gerektiren işler nedeniyle ek maliyetler ortaya çıkabiliyor. Özellikle enerji, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerinde tatil günü mesai ücretleri, normal günlük ücretin yüzde 50–100 fazlasıyla hesaplanıyor. Bu da işletmeler için doğrudan bir nakit çıkışı anlamına geliyor. Avrupa örnekleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’de resmi tatillerin ekonomik maliyeti oldukça yüksek. Almanya’da yılda ortalama 9–10 resmi tatil bulunurken, Fransa’da bu sayı 11, İtalya’da ise 12 civarında. Türkiye’de tatil günlerinin yoğunluğu ve uzun dini bayram tatilleri, işgücü ve üretim açısından maliyetleri artırıyor. Ancak Türk ekonomisinin dinamik yapısı, özellikle hizmet ve turizm sektöründeki esneklik, bu kayıpların bir kısmını telafi edebiliyor. Bir diğer kritik nokta ise işgücü motivasyonu ve toplumsal fayda. Araştırmalar, düzenli tatillerin iş verimliliğini artırdığını ve çalışanların psikolojik sağlığını desteklediğini gösteriyor. İşverenler kısa vadede üretim kaybı yaşasa da çalışanların uzun vadeli motivasyonu ve iş verimliliği, tatillerin dolaylı ekonomik faydalarını oluşturuyor. TÜİK’in 2025 İşgücü Anketi verilerine göre, çalışanların yüzde 78’i resmi tatillerin ruhsal ve bedensel sağlık üzerinde olumlu etkisi olduğunu belirtiyor. Buna karşılık, ekonomik kayıpların minimize edilmesi için alternatif çözümler de gündemde. Esnek çalışma modelleri, uzaktan çalışma ve kısmi üretim planlaması, tatil günlerinde üretimin tamamen durmasını engelleyebiliyor. Özellikle dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarının yaygınlaşması, tatillerin ekonomik maliyetlerini düşürme potansiyeli taşıyor. Örneğin bazı fabrikalarda kritik üretim süreçleri robotik sistemlerle yürütülerek, insan işgücü tatildeyken üretim devam ettirilebiliyor. Sonuç olarak, Türkiye’de resmi tatillerin ekonomik maliyetleri hem doğrudan üretim kaybı hem de dolaylı olarak işgücü ve tüketim dengesi üzerinden ölçülüyor. Maliyetler yüksek görünse de tatillerin toplumsal faydaları ve kısa vadeli tüketim artışları, bu kayıpların bir kısmını dengeliyor. Ekonomistler, üretim…