ARALIK AYI MOTORLU KARA TAŞIT İSTATİSTİKLERİ

Ülkemizde özellikle büyük kentlerimizde en büyük sorunlardan biri de trafik yoğunluğudur. Öyle ki her gün trafiğe yeni araç çıkması, yolların yetersizliği, araçların birçoğunun tek kişi ile trafiğe çıkması gibi nedenler sorunun çözümünü güçleştirmektedir.

Bankaların (içinde bulunduğumuz süreç hariç) kolay kredi vermeleri, ithal araçların çok gelmesi, halkımızın gelir düzeyinin yükselmesi vd. neredeyse her evde iki araç kullanımını arttırmıştır. Zorunlu olarak geçimini araçla sağlayan vatandaşlarımız için söylenecek bir şey yoktur ama işe gidip gelirken 3-5 kişilik gruplar halinde gidilip gelinmesi konusu bir türlü benimsenmemektedir. Araç fiyatlarının, vergilerin, muayene ücretlerinin akaryakıt fiyatlarının artması da araç kullanımı yönünden çok az etkilemiş, motosiklet kullanımı ise artma eğilimine girmiştir., Döviz kurlarının yüksek seyretmesi sonucu akaryakıt fiyatları astronomik rakamlara ulaşmıştır. Kentsel dönüşüm ve yeni yapılan konutların site formatına gelmesi ile daire, işyeri sayılarının artmasına rağmen yolların aynı kalması da trafik yoğunluğunu arttırmaktadır.

Trafikteki araçların çokluğundan dolayı doğal olarak otopark sorununu da gündemden düşmemektedir. Yeni yapılan binalarda 1 veya 2 kat otoparka ayrılması zorunluluğu sorunun çözümünde yardımcı olacaktır.

Araçlardan alınan özel tüketim vergisi, KDV gibi vergilerin tutarı neredeyse araç fiyatı kadar yükselmesine rağmen araçlara olan talep her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde trafikteki araçların çoğu maalesef ithal araçlardır. İlk yerli otomobilimiz olan TOGG un üretime geçmesi ülke ekonomisi için son derece başarılı bir girişimdir.

Bundan birkaç ay öncesine kadar araba, yatırım aracı olarak gündemde idi. Sürekli artan fiyatlar olsa da araç yokluğu hissedilmeye başlamıştı. Ancak bazı art niyetli araç mümessilleri veya bayileri araçları depoya çekerek stoktan haksız kazanç sağlamak üzere ellerinde bulunan araçları satmıyorlar, stokta bekletiyorlardı. Hükümet yeni arabalarda 6000 km. olmadan satış yasağı getirmesi ve araç stokları yapanlara ağır para cezaları verilmesinde kararlı adımlar atması sonucu Nisan ayından itibaren araba satışları düşme eğilimine girdi ve normal fiyatların da altında araç satılmaya da başladı. Ayrıca araçlar için bir takım teknik özelliklere haiz olmayan araçların EYLÜL ayından itibaren satılamayacağının yasalaşması nedeniyle bayiler normal fiyatın altında, bazıları bir miktar faizsiz kredi, bazıları düşük faizli kredi vererek ellerindeki araçları çıkarmaya başladılar. Doğal olarak ikinci el araç fiyatları da yaklaşık yüzde yirmi civarında gerileme kaydetti

Bir başka konu da döviz kurlarının yatay seyretmesi nedeniyle özellikle ithal araç fiyatlarının yerinde saymasıdır. Bu yüzden fiyatların artması söz konusu olmadığı gibi kampanyalı satışlar başlamıştır.

Piyasaya yeni çıkan ilk yerli otomobilimiz TOGG da her geçen gün yollarda çoğalmakta ve sıra beklemeden alınabilmektedir. Diğer elektrikli araçlar ise giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak yazılı basında çıkan haberlere göre yoğun geçen kış aylarında sorun çıkarması Avrupa ülkelerinde beklenen miktarda satış gerçekleşmediğinden olmalı ki fiyatlar düşme eğilimine girmiş.

Ülkemizde özellikle trafik yoğunluğu ve gençlerin önde gelen tercihleri sebebiyle motosiklet satışları her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla motosikletlerin en uzuz fiyatı 300000 TL civarına kadar yükselmiştir.

Başka bir konu da bisiklet kullanımı bir türlü yaygınlaşmamıştır. Trafikte rahat gidiş, ekonomiden tasarruf gibi nedenler bisiklet tercihini arttırmaktadır ve birçok Avrupa ülkesinde ulaşım aracı olmasına rağmen bizde maalesef kullanılmamaktadır.

Ülkemizde geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel basından öğrendiğimize göre 2 tane Çinli otomobil devi yatırım kararı almışlar ve Türkiye’de fabrika kurmak için hazırlıklara başlamışlardır ve bu bizim için son derece önemli bir gelişmedir. Her platformda belirtmeye çalıştığım gibi sıcak para girişi rezervlerimiz için kalıcı çözüm değildir ve yurt dışından gelen paraların çoğu carry trade yöntemi ile geldiğinden bir müddet sonra geldiği gibi gidecektir. Önemli olan kalıcı sermaye yatırımlarıdır. Bu anlamda bakıldığında Çin li otomobil fabrikası kurulması ülkemiz için önemli bir gelişmedir.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından yayınlanan aralık ayı motorlu kara taşıtları bilgileri aşağıdadır.

Türkiye’de 2024 yılında 2 milyon 598 bin 816 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı

Türkiye’de 2024 yılında bir önceki yıla göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı %13,5 artarak 2 milyon 598 bin 816 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı %15,6 artarak 36 bin 657 adet oldu. Böylece Ocak-Aralık döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 2 milyon 562 bin 159 adet artış gerçekleşti.

Aralık ayında 238 bin 993 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı

Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların %45,5’ini otomobil, %39,6’sını motosiklet, %9,0’ını kamyonet, %3,0’ını traktör, %1,7’sini kamyon, %0,8’ini minibüs, %0,3’ünü otobüs ve %0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre %26,5 arttı

Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre özel amaçlı taşıtta %79,8, kamyonda %44,8, motosiklette %28,6, otomobilde %28,2, minibüste %25,3, traktörde %22,5, kamyonette %10,1 ve otobüste %5,9 arttı.

Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına göre %19,9 arttı

Aralık ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı minibüste %101,9, kamyonda %69,0, motosiklette %23,9, otomobilde %20,6, otobüste %18,9, kamyonette %11,3 artarken traktörde %21,6 ve özel amaçlı taşıtta %1,7 azaldı.

Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı aralık ayı sonu itibarıyla 31 milyon 301 bin 389 oldu

Aralık ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların %51,9’unu otomobil, %20,0’ını motosiklet, %15,0’ını kamyonet, %7,2’sini traktör, %3,2’sini kamyon, %1,7’sini minibüs, %0,7’sini otobüs ve %0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Aralık ayında 985 bin 633 adet taşıtın devri yapıldı

Aralık ayında devri (1) yapılan taşıtların %68,4’ünü otomobil, %15,5’ini kamyonet, %7,3’ünü motosiklet, %3,9’unu traktör, %2,3’ünü kamyon, %1,8’ini minibüs, %0,6’sını otobüs ve %0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu. 

Aralık ayında 108 bin 753 adet otomobilin trafiğe kaydı yapıldı

Aralık ayında trafiğe kaydı yapılan otomobillerin %11,1’i Renault, %9,2’si Volkswagen, %7,5’i Hyundai, %7,0’ı Fiat, %5,6’sı Peugeot, %5,5’i Toyota, %5,1’i Opel, %4,7’si BMW, %4,0’ı Mercedes-Benz, %3,8’i Skoda, %3,7’si BYD, %3,2’si Citroen, %3,1’i Chery, %2,7’si Ford, %2,4’ü Nissan, %2,1’i Dacia, %2,0’ı Audi, %1,9’u Kia, %1,3’ü Cupra, %1,2’si Honda ve %13,0’ı diğer (2) markalardan oluştu.

Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan otomobillerin %60,8’i benzin yakıtlıdır.

Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan 1 milyon 14 bin 830 adet otomobilin %60,8’i benzinli, %16,7’si hibrit, %11,3’ü dizel, %10,2’si elektrikli ve %1,0’ı LPG’lidir. Aralık ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 16 milyon 232 bin 458 adet otomobilin ise %34,1’i dizel, %31,9’u LPG’li, %30,2’si benzinli, %2,4’ü hibrit ve %1,1’i elektriklidir. Yakıt türü bilinmeyen (3) otomobillerin oranı ise %0,2’dir.

Ocak-Aralık döneminde en fazla 1300 ve altı silindir hacimli otomobil kaydı yapıldı

Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan 1 milyon 14 bin 830 adet otomobilin %33,1’i 1300 ve altı, %22,3’ü 1401-1500, %15,1’i 1301-1400, %12,4’ü 1501-1600, %6,3’ü 1601-2000, %0,6’sı 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahiptir.

Ocak-Aralık döneminde kaydı yapılan otomobillerin 390 bin 771’i gri renklidir

Ocak-Aralık döneminde trafiğe kaydı yapılan 1 milyon 14 bin 830 adet otomobilin %38,5’i gri, %26,2’si beyaz, %13,1’i siyah, %11,2’si mavi, %5,6’sı kırmızı, %3,1’i yeşil, %0,8’i sarı, %0,7’si turuncu ve %0,5’i kahverengi renklidir.

Trafiğe kayıtlı taşıtların ortalama yaşı 14,3 olarak hesaplandı

Türkiye’de 2024 yılı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 31 milyon 301 bin 389 adet motorlu kara taşıtı için ortalama yaş 14,3 olarak hesaplandı. Ortalama yaş otomobillerde 14,2, minibüslerde 16,0, otobüslerde 16,2, kamyonetlerde 13,9, kamyonlarda 18,1, motosikletlerde 10,2, özel amaçlı taşıtlarda 15,3 ve traktörlerde 24,5’tir.

Devri yapılan taşıtların ortalama yaşı 12,2 olarak hesaplandı

Türkiye’de 2024 yılında devri yapılan 10 milyon 689 bin 113 adet motorlu kara taşıtı için ortalama yaş 12,2 olarak hesaplandı. Devri yapılan otomobillerin ortalama yaşı 13,3, minibüslerin 12,2, otobüslerin 11,4, kamyonetlerin 11,4, kamyonların 14,1, motosikletlerin 4,3, özel amaçlı taşıtların 15,7 ve traktörlerin 19,2’dir.

AÇIKLAMALAR

(1) Devir, noterler aracılığı ile bir veya daha fazla el değiştiren taşıtları ifade etmektedir.

(2) Diğer başlığı altında toplulaştırılan taşıt sayısı, 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 13. Maddesi gereğince yayımlanması için “yazılı onayı” bulunmayan ya da ilgili ayda trafiğe kaydı yapılan otomobil sayısı bakımından sıralamada ilk 20 dışında kalan markaları ifade etmektedir.

(3) Yakıt türü bilinmeyenler, ruhsat işlemlerinde yakıt türü boş bırakılan veya sehven hatalı veri girişi yapılan otomobilleri kapsamaktadır.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI Tarım sektörü, gıda güvenliğinin temelini oluşturan stratejik alanlardan biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarımın en önemli sorunlarından biri giderek artan girdi bağımlılığıdır. Tohumdan gübreye, enerjiden yeme kadar üretimin pek çok aşamasında dışa bağımlı bir yapı oluşması hem üreticilerin maliyetlerini artırmakta hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, yalnızca çiftçilerin değil, aynı zamanda tüketicilerin ve genel ekonominin de kırılganlığını artıran bir faktör haline gelmiştir. Tarımda girdi bağımlılığı, basit bir maliyet sorunu olmanın ötesinde stratejik bir mesele olarak görülmelidir. Çünkü tarımsal üretim, sanayiden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına ve uzun üretim döngülerine bağlıdır. Bir ülkede tarım girdilerinin önemli bir kısmı ithal ediliyorsa, küresel piyasalardaki dalgalanmalar doğrudan üretim kararlarını etkileyebilir. Özellikle son yıllarda dünya genelinde yaşanan enerji fiyatı artışları, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler, tarımda girdi bağımlılığının ne kadar kritik bir risk olduğunu açık biçimde göstermiştir. Türkiye’de tarım sektöründe en çok tartışılan konulardan biri gübre fiyatlarıdır. Gübre üretimi büyük ölçüde enerji maliyetlerine bağlıdır ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmektedir. Bu durum, çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine yol açabilmektedir. Verim düşüşü ise kısa vadede üretim miktarını azaltırken uzun vadede gıda enflasyonunu artıran bir etki yaratır. Tarım ekonomisinde bu tür zincirleme etkiler oldukça yaygındır. Bir diğer önemli girdi ise tohumdur. Türkiye’de bazı ürünlerde yerli tohum üretimi gelişmiş olsa da özellikle yüksek verimli hibrit tohumlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Küresel tarım şirketlerinin hâkim olduğu bu alanda fiyatların döviz kuruna bağlı olarak değişmesi, üreticinin planlama yapmasını zorlaştırmaktadır. Çiftçiler çoğu zaman sezon başında maliyetlerini öngörmekte güçlük çekmekte ve bu belirsizlik üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Tarımda enerji maliyetleri de girdi bağımlılığının önemli bir boyutudur. Sulama sistemleri, seracılık faaliyetleri ve tarımsal mekanizasyon büyük ölçüde akaryakıt ve elektrik kullanımına bağlıdır. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle sulama yapılan bölgelerde üretim maliyetlerini ciddi biçimde yükseltmektedir. Bu durum bazı çiftçilerin üretimden çekilmesine ya da ekim alanlarını daraltmasına yol açabilmektedir. Uluslararası kuruluşların raporları da bu soruna dikkat çekmektedir. Örneğin, küresel tarım piyasalarına ilişkin analizler yayımlayan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda birçok ülkede tarımsal üretimin artan girdi maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde küresel kalkınma ve ekonomik analizler yapan Dünya Bankası da gıda üretiminde sürdürülebilirlik için yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, tarımda girdi bağımlılığı meselesi verilerle de kendini göstermektedir. Tarım sektörüne ilişkin resmi istatistikleri yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde, üretici fiyatları ile girdi maliyetleri arasındaki farkın zaman zaman hızla açıldığı görülmektedir. Bu durum çiftçinin kârlılığını azaltmakta ve tarımın cazibesini düşürmektedir. Özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının arkasında da bu ekonomik gerçeklik bulunmaktadır. Bu noktada tarım politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Uzmanlar, tarımda girdi bağımlılığını azaltmanın birkaç temel yolu olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki yerli üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Gübre, tohum ve tarım makineleri gibi kritik alanlarda yerli üretimin teşvik edilmesi, uzun vadede maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İkinci olarak, çiftçilere yönelik destek politikalarının daha hedefli ve veri temelli bir yapıya kavuşturulması önem taşımaktadır. Tarım politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının rolü de kritik önemdedir. Türkiye’de tarım politikalarının koordinasyonundan sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı, son yıllarda sözleşmeli üretim, dijital tarım uygulamaları ve destek programları gibi çeşitli adımlar atmaktadır. Ancak sektör temsilcileri, bu politikaların daha uzun vadeli ve istikrarlı bir çerçevede uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.…

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ Uluslararası ilişkiler tarihinde ülkeler arasındaki rekabet yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış, çoğu zaman ekonomik ve ticari araçlarla da şekillenmiştir. Günümüzde küreselleşmenin derinleşmesiyle birlikte devletler arasındaki ilişkiler çok daha karmaşık bir hal almış; ekonomik yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri gibi araçlar uluslararası politikanın önemli enstrümanları haline gelmiştir. Bu bağlamda “misilleme önlemleri”, bir ülkenin başka bir ülkenin aldığı ekonomik veya siyasi kararlara karşılık olarak uyguladığı karşı tedbirleri ifade etmektedir. Misilleme, çoğu zaman ticaret politikalarında karşımıza çıksa da enerji, teknoloji, finans ve diplomasi gibi birçok alanda etkisini göstermektedir. Misilleme önlemleri genellikle bir ülkenin uyguladığı yaptırım veya ticari kısıtlamaya karşılık olarak ortaya çıkar. Örneğin bir ülke başka bir ülkenin ürünlerine yüksek gümrük vergisi getirdiğinde, karşı taraf da benzer bir vergi uygulamasıyla yanıt verebilir. Bu durum uluslararası ticarette “ticaret savaşı” olarak adlandırılan süreçlerin başlangıcı olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında misilleme politikaları yeni bir olgu değildir; ancak günümüz dünyasında küresel ekonominin birbirine daha fazla bağlı olması bu tür adımların etkisini çok daha geniş bir alana yaymaktadır. Ekonomik misilleme önlemlerinin en yaygın biçimi gümrük vergileridir. Bir ülke kendi üreticisini korumak amacıyla belirli ürünlere yüksek vergi koyduğunda, karşı ülke de aynı yöntemi uygulayarak denge kurmaya çalışır. Bunun yanı sıra ithalat kotaları, teknik standartlar, lisans zorunlulukları ve çeşitli bürokratik engeller de misilleme araçları arasında yer alır. Bu tür uygulamalar doğrudan ticaret hacmini etkileyerek hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Misilleme politikalarının bir diğer boyutu finansal yaptırımlardır. Özellikle son yıllarda uluslararası sistemde finansal araçların dış politika unsuru olarak kullanıldığı görülmektedir. Bankacılık işlemlerinin kısıtlanması, belirli şirketlerin kara listeye alınması veya yatırım akışlarının sınırlandırılması gibi adımlar, ekonomik baskı oluşturmanın farklı yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca hedef ülkeyi değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Enerji politikaları da misilleme stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler, doğal gaz veya petrol arzını sınırlayarak karşı taraf üzerinde ekonomik baskı kurabilir. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu tür hamleler ciddi ekonomik riskler doğururken, enerji ihracatçısı ülkeler açısından da gelir kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle enerji alanındaki misilleme politikaları çoğu zaman iki taraf için de maliyetli bir süreç anlamına gelir. Misilleme önlemlerinin teknoloji ve sanayi politikalarında da giderek daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ihracat kısıtlamaları, lisans iptalleri veya yatırım yasakları son yıllarda sıkça gündeme gelmektedir. Yüksek teknoloji ürünleri, yarı iletkenler, yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda uygulanan bu tür kısıtlamalar, ülkeler arasındaki rekabetin ekonomik boyutunu daha da derinleştirmektedir. Ancak misilleme önlemleri yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı değildir. Diplomatik ilişkilerin sınırlandırılması, büyükelçilerin geri çağrılması veya uluslararası platformlarda siyasi baskı oluşturulması da misillemenin farklı biçimleri arasında sayılabilir. Bu tür adımlar çoğu zaman sembolik görünse de uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar içermektedir. Misilleme politikalarının en önemli sonuçlarından biri küresel ticaret sisteminde belirsizlik yaratmasıdır. Ülkeler arasındaki karşılıklı yaptırımlar ticaret akışını sekteye uğratabilir, yatırım kararlarını geciktirebilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle tedarik zincirlerinin karmaşık hale geldiği günümüz ekonomisinde bu tür gelişmeler yalnızca ilgili ülkeleri değil, çok sayıda üçüncü ülkeyi de etkileyebilir. Ekonomistler misilleme politikalarının kısa vadede siyasi amaçlara hizmet edebilse de uzun vadede ekonomik maliyetler doğurabileceğini vurgulamaktadır. Gümrük vergilerinin artması tüketici fiyatlarını yükseltebilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve küresel ticaret hacmini daraltabilir. Bu nedenle birçok ülke uluslararası anlaşmalar ve çok taraflı ticaret…