2024 TEMMUZ EYLÜL DÖNEMİ (3, Çeyrek) HANE HALKI YURT İÇİ TURİZM

Her köşesi bir cennet olan vatanımız turizm açısından dünya ülkeleri açısından önemli bir yere sahiptir. Dünyanın eşsiz güzelliklerine sahip kıyıları ve denizleri, görülmeye değer mağara ve koylar, eşine az rastlanan tarihi eserler, göller, çağlayanlar gibi birçok özellikleri olan ülkemizde turizm önemli bir gelir kaynağımızdır. Bu bağlamda dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri misafir etmemiz en önemli özelliğimiz arasındadır.

Ülkemizin coğrafi yapısı itibariyle Avrupa ülkeleri arasında en gözde ülkelerden biridir. Yaz ve kış aylarında ayrı ayrı faaliyetlere olanak tanıyan her mevsim gezilebilecek, görülebilecek mekanları bitmeyen ülkemizde yabancı ziyaretçi sayısı her geçen yıl artmaktadır. Özellikle ege ve Akdeniz bölgelerinde doluluk oranı yaz aylarında %90 civarındadır.

Ekonomik olarak değerlendirmeye çalışırsak son yıllarda ülkemiz en ucuz tatil beldeleri arasındadır. Yerli ve milli paramızın değer kaybetmesi, yabancılar için son derece ucuz tatil imkânı sağlamaktadır. Döviz kurlarının sürekli yükselmesi nedeniyle yurt dışından gelen ziyaretçiler harcama konusunda sınır tanımamakta ve tabii ki dostlarına anlatmaktan geri kalmamakta bu da bize gelen turist sayısını arttırmaktadır. Yabancı bir emekli bir aylık maaşı ile yurdumuzda rahatça tatil yapabilmekte, istediği alışverişi yapabilmekte iken bizim emekliler de onları sadece seyretmekle yetinmektedir. Çünkü bizde emekliler her dönem en çok ekonomik olarak ezilen kesim oldukları için en kısa süreli tatil bile onlar için hayalden başka bir şey olmamaktadır. Bırakın tatil yapmayı emeklilerimiz memleketlerine bile zor gitmekte hatta gidememektedir.

Yukarıda bahsettiğim gibi turist cenneti olan ülkemizde ne yazık ki otellerden birçoğu yabancılar tarafından işletilmektedir. Ve doğal olarak kazanılan para dışarıya gitmektedir. Otellerin her şey dahil sistemini benimsemesi ise yöre esnafının zararına olmuş, yurt dışından gelen ziyaretçiler otelden dışarı çıkmamaya başladıkları için alışveriş yapmadan dönebilmektedir.

Ortaokul ve lise dönemlerimde yani 1970 li yıllarda okullarda tarihi eserleri koruma kolu, gezi kolu gibi aktif görevler üslenen öğrenciler vardı ve turizm konusunda etkin görevler alırlardı. Örneğin tarihi eserleri koruma kolu, çevredeki tarihi eserleri tespit ettikten sonra gezi kolu tarafından tüm okulla birlikte gezi organize eder, öğretmenlerimiz ise her konuda yardım eder, gidilen yer hakkında, gelecekte olabilecek gelişmeler gibi konularda bizlere bilgi verirlerdi. Şimdilerde bu faaliyetler azaldı veya hiç kalmadı.

Turizm gelirleri bütçemiz açısından da son derece önemli kazancımız olarak kayıtlara geçmektedir. Öncelikle ülkemize döviz girdisi sağlamaları, birbirleri arasında bedava ülkemizin reklamını yapmaları sonucu ziyaretçi sayısının artması bizim için önemlidir. Özellikle dövize ihtiyacımız olan dönemlerde yaz sezonunun gelmesini ve döviz girdisinin artacağından dolayı kurların düşmesini bazen iple çekiyoruz.

İçinde bulunduğumuz ekonomik ortamda dar ve sabit gelirliler genelde tatil yapamıyor ve sadece yüksek gelirli vatandaşlarımız tatil yapma olanağına sahip. Ayrıca tatil beldesi, otellerin fiyatları aşırı yüksek ve ulaşılabilmesi son derece zorlaşmıştır.

Yaşadığımız ekonomik kriz nedeniyle bu yaz otellerde, tatil köylerinde doluluk oranı yeterince sağlanamadığından önce %10 daha sonra da %50 indirim yapan oteller mevcuttur. Aynı şekilde yiyecek sektörü de artan fiyatlardan nasibini almış ve indirime gitmek zorunda kalmıştır.

Son yapılan hesaplamalarda açlık sınırı haziran aralıkta 21000 TL ye kadar çıkmıştır ve asgari ücretin çok az altındadır. Açlık sınırı dört kişilik bir ailenin yaşamını sürdürebilmesi için alması gereken besin maddelerine ödemesi gereken asgari değerdir. Dolayısıyla en düşük emekliler ve asgari ücretlilerin besin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. 2025 yılı için asgari ücret bildiğiniz üzere 22104 TL olarak belirlendi. Ancak maaşlar şubat ayında alınacağı için yüksek enflasyon karşısında maalesef çalışanın eline geçmeden erimeye başladı. Çünkü her yıl olduğu gibi bu yıl da zamlar yılbaşına ertelendi. Ocak ayının ortasına bile gelmeden başta akaryakıt olmak üzere, toplu taşıma ücretleri, doğalgaz ve elektrik için devlet tarafından yapılan sübvansiyonların sınırlı olarak kaldırılması, maaş ve ücretlerin artması nedeniyle en başta gıda olmak üzere fiyat artışları yaşamaktayız. Zaten akaryakıta gelen artış tüm ürünleri etkileyecektir. Öte yandan şubat ayına kadar asgari ücret en iyi ihtimalle açlık sınırı ile aynı olacak veya altında kalacaktır. Çünkü gene her yıl olduğu gibi ocak ve şubat aylarında bahsetmeye çalıştığım fiyat artışlarından dolayı yüksek gelecektir ve tahminimce bu aylardaki enflasyon oranı %5 civarında olacaktır.

Hepimiz bir aile mensubuyuz ve ailemizin ihtiyaçlarını karşılamakla mükellefiz. İçinde bulunduğumuz dönemde ise ihtiyaçların minimum seviyede bile karşılanması mümkün değildir. Günümüzde en büyük sorun barınma ve beslenmedir. Kira ücretlerinin sürekli olarak yükselmesi, gıda enflasyonunun önlenemez yükselişi halkın büyük çoğunluğunun geçim sıkıntısına düşmesine sebep olmuştur.

Öyle ki öncelikle akrabalarımızın veya arkadaşlarımızın yanına seyahat etmeyi tercih eder duruma geldik. Bazı vatandaşlarımız memleketlerine bile ulaşım giderlerinin yüksekliği yüzünden gidememektedir.

2024 Yılı 3. çeyrek hane halkı yurt içi turizm istatistikleri geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından yayınlandı. Buna göre;

Yurt içinde ikamet eden 20 milyon 453 bin kişi seyahate çıktı

Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarından oluşan III. çeyrekte, yurt içinde ikamet eden 20 milyon 453 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydı ile ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %8 artarak 25 milyon 684 bin seyahat olarak gerçekleşti. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 224 milyon 68 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 8,7 gece oldu.

Seyahate çıkanlar, 204 milyar 883 milyon 376 bin TL harcadı

Yerli turistlerin, yurt içinde yaptıkları seyahat harcamaları 2024 yılının III. çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %79,7 artarak 204 milyar 883 milyon 376 bin TL olarak gerçekleşti. Bu harcamaların %83,8’ini 171 milyar 783 milyon 134 bin TL ile kişisel harcamalar, %16,2’sini ise 33 milyar 100 milyon 241 bin TL ile paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 7 bin 977 TL oldu.

Bu çeyrekte harcama türlerinin toplam seyahat harcamaları içerisindeki dağılım oranları incelendiğinde en fazla paya %30,1 ile yeme ve içme harcamaları, %20,7 ile konaklama harcamaları ve %20,6 ile ulaştırma harcamaları sahip oldu. Bu harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme ve içme harcamalarında %70,6, konaklama harcamalarında %71,4 ve ulaştırma harcamalarında ise %57,9’luk artış görüldü.

Yakınları ziyaret amacı ile yapılan seyahatler %47,9 ile ilk sırada yer aldı

Seyahate çıkış amaçlarında ikinci sırada %47,3 ile “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise %2,2 ile “sağlık” yer aldı.

Seyahate çıkanlar en çok arkadaş veya akraba evinde kaldı.

Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 135 milyon 889 bin geceleme sayısı ile en çok “arkadaş veya akraba evinde” kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 46 milyon 340 bin geceleme ile “kendi evi” yer alırken, “otel”   24 milyon 19 bin geceleme sayısı ile üçüncü sırada yer aldı.

Kaynak:TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI Tarım sektörü, gıda güvenliğinin temelini oluşturan stratejik alanlardan biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarımın en önemli sorunlarından biri giderek artan girdi bağımlılığıdır. Tohumdan gübreye, enerjiden yeme kadar üretimin pek çok aşamasında dışa bağımlı bir yapı oluşması hem üreticilerin maliyetlerini artırmakta hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, yalnızca çiftçilerin değil, aynı zamanda tüketicilerin ve genel ekonominin de kırılganlığını artıran bir faktör haline gelmiştir. Tarımda girdi bağımlılığı, basit bir maliyet sorunu olmanın ötesinde stratejik bir mesele olarak görülmelidir. Çünkü tarımsal üretim, sanayiden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına ve uzun üretim döngülerine bağlıdır. Bir ülkede tarım girdilerinin önemli bir kısmı ithal ediliyorsa, küresel piyasalardaki dalgalanmalar doğrudan üretim kararlarını etkileyebilir. Özellikle son yıllarda dünya genelinde yaşanan enerji fiyatı artışları, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler, tarımda girdi bağımlılığının ne kadar kritik bir risk olduğunu açık biçimde göstermiştir. Türkiye’de tarım sektöründe en çok tartışılan konulardan biri gübre fiyatlarıdır. Gübre üretimi büyük ölçüde enerji maliyetlerine bağlıdır ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmektedir. Bu durum, çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine yol açabilmektedir. Verim düşüşü ise kısa vadede üretim miktarını azaltırken uzun vadede gıda enflasyonunu artıran bir etki yaratır. Tarım ekonomisinde bu tür zincirleme etkiler oldukça yaygındır. Bir diğer önemli girdi ise tohumdur. Türkiye’de bazı ürünlerde yerli tohum üretimi gelişmiş olsa da özellikle yüksek verimli hibrit tohumlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Küresel tarım şirketlerinin hâkim olduğu bu alanda fiyatların döviz kuruna bağlı olarak değişmesi, üreticinin planlama yapmasını zorlaştırmaktadır. Çiftçiler çoğu zaman sezon başında maliyetlerini öngörmekte güçlük çekmekte ve bu belirsizlik üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Tarımda enerji maliyetleri de girdi bağımlılığının önemli bir boyutudur. Sulama sistemleri, seracılık faaliyetleri ve tarımsal mekanizasyon büyük ölçüde akaryakıt ve elektrik kullanımına bağlıdır. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle sulama yapılan bölgelerde üretim maliyetlerini ciddi biçimde yükseltmektedir. Bu durum bazı çiftçilerin üretimden çekilmesine ya da ekim alanlarını daraltmasına yol açabilmektedir. Uluslararası kuruluşların raporları da bu soruna dikkat çekmektedir. Örneğin, küresel tarım piyasalarına ilişkin analizler yayımlayan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda birçok ülkede tarımsal üretimin artan girdi maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde küresel kalkınma ve ekonomik analizler yapan Dünya Bankası da gıda üretiminde sürdürülebilirlik için yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, tarımda girdi bağımlılığı meselesi verilerle de kendini göstermektedir. Tarım sektörüne ilişkin resmi istatistikleri yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde, üretici fiyatları ile girdi maliyetleri arasındaki farkın zaman zaman hızla açıldığı görülmektedir. Bu durum çiftçinin kârlılığını azaltmakta ve tarımın cazibesini düşürmektedir. Özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının arkasında da bu ekonomik gerçeklik bulunmaktadır. Bu noktada tarım politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Uzmanlar, tarımda girdi bağımlılığını azaltmanın birkaç temel yolu olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki yerli üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Gübre, tohum ve tarım makineleri gibi kritik alanlarda yerli üretimin teşvik edilmesi, uzun vadede maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İkinci olarak, çiftçilere yönelik destek politikalarının daha hedefli ve veri temelli bir yapıya kavuşturulması önem taşımaktadır. Tarım politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının rolü de kritik önemdedir. Türkiye’de tarım politikalarının koordinasyonundan sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı, son yıllarda sözleşmeli üretim, dijital tarım uygulamaları ve destek programları gibi çeşitli adımlar atmaktadır. Ancak sektör temsilcileri, bu politikaların daha uzun vadeli ve istikrarlı bir çerçevede uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.…

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ Uluslararası ilişkiler tarihinde ülkeler arasındaki rekabet yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış, çoğu zaman ekonomik ve ticari araçlarla da şekillenmiştir. Günümüzde küreselleşmenin derinleşmesiyle birlikte devletler arasındaki ilişkiler çok daha karmaşık bir hal almış; ekonomik yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri gibi araçlar uluslararası politikanın önemli enstrümanları haline gelmiştir. Bu bağlamda “misilleme önlemleri”, bir ülkenin başka bir ülkenin aldığı ekonomik veya siyasi kararlara karşılık olarak uyguladığı karşı tedbirleri ifade etmektedir. Misilleme, çoğu zaman ticaret politikalarında karşımıza çıksa da enerji, teknoloji, finans ve diplomasi gibi birçok alanda etkisini göstermektedir. Misilleme önlemleri genellikle bir ülkenin uyguladığı yaptırım veya ticari kısıtlamaya karşılık olarak ortaya çıkar. Örneğin bir ülke başka bir ülkenin ürünlerine yüksek gümrük vergisi getirdiğinde, karşı taraf da benzer bir vergi uygulamasıyla yanıt verebilir. Bu durum uluslararası ticarette “ticaret savaşı” olarak adlandırılan süreçlerin başlangıcı olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında misilleme politikaları yeni bir olgu değildir; ancak günümüz dünyasında küresel ekonominin birbirine daha fazla bağlı olması bu tür adımların etkisini çok daha geniş bir alana yaymaktadır. Ekonomik misilleme önlemlerinin en yaygın biçimi gümrük vergileridir. Bir ülke kendi üreticisini korumak amacıyla belirli ürünlere yüksek vergi koyduğunda, karşı ülke de aynı yöntemi uygulayarak denge kurmaya çalışır. Bunun yanı sıra ithalat kotaları, teknik standartlar, lisans zorunlulukları ve çeşitli bürokratik engeller de misilleme araçları arasında yer alır. Bu tür uygulamalar doğrudan ticaret hacmini etkileyerek hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Misilleme politikalarının bir diğer boyutu finansal yaptırımlardır. Özellikle son yıllarda uluslararası sistemde finansal araçların dış politika unsuru olarak kullanıldığı görülmektedir. Bankacılık işlemlerinin kısıtlanması, belirli şirketlerin kara listeye alınması veya yatırım akışlarının sınırlandırılması gibi adımlar, ekonomik baskı oluşturmanın farklı yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca hedef ülkeyi değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Enerji politikaları da misilleme stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler, doğal gaz veya petrol arzını sınırlayarak karşı taraf üzerinde ekonomik baskı kurabilir. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu tür hamleler ciddi ekonomik riskler doğururken, enerji ihracatçısı ülkeler açısından da gelir kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle enerji alanındaki misilleme politikaları çoğu zaman iki taraf için de maliyetli bir süreç anlamına gelir. Misilleme önlemlerinin teknoloji ve sanayi politikalarında da giderek daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ihracat kısıtlamaları, lisans iptalleri veya yatırım yasakları son yıllarda sıkça gündeme gelmektedir. Yüksek teknoloji ürünleri, yarı iletkenler, yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda uygulanan bu tür kısıtlamalar, ülkeler arasındaki rekabetin ekonomik boyutunu daha da derinleştirmektedir. Ancak misilleme önlemleri yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı değildir. Diplomatik ilişkilerin sınırlandırılması, büyükelçilerin geri çağrılması veya uluslararası platformlarda siyasi baskı oluşturulması da misillemenin farklı biçimleri arasında sayılabilir. Bu tür adımlar çoğu zaman sembolik görünse de uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar içermektedir. Misilleme politikalarının en önemli sonuçlarından biri küresel ticaret sisteminde belirsizlik yaratmasıdır. Ülkeler arasındaki karşılıklı yaptırımlar ticaret akışını sekteye uğratabilir, yatırım kararlarını geciktirebilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle tedarik zincirlerinin karmaşık hale geldiği günümüz ekonomisinde bu tür gelişmeler yalnızca ilgili ülkeleri değil, çok sayıda üçüncü ülkeyi de etkileyebilir. Ekonomistler misilleme politikalarının kısa vadede siyasi amaçlara hizmet edebilse de uzun vadede ekonomik maliyetler doğurabileceğini vurgulamaktadır. Gümrük vergilerinin artması tüketici fiyatlarını yükseltebilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve küresel ticaret hacmini daraltabilir. Bu nedenle birçok ülke uluslararası anlaşmalar ve çok taraflı ticaret…