Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : 2025 YILINDA PİYASALARI ETKİLEYECEK 5 FAKTÖR

Borsada yeni rekorların kırıldığı bir yılın ardından, 2025’in daha fazla ralli bekleniyor. Peki yeni yılda piyasa duyarlılığını değiştirebilecek temel faktörler neler?

Küresel hisse senetleri 2024 yılında, özellikle üretken yapay zekâ ve küresel ekonomik toparlanma sayesinde rekor seviyelere ulaştı.

Analistlere göre, 2024’teki olumlu ekonomik zemine dayanarak, küresel ekonominin büyümeye devam etmesi ve hisse senetlerinin yeni yılda da dalgayı sürdürmesi bekleniyor.

Borsa coşkusu 2025’te de sürecek mi?

İngiltere merkezli yatırım yönetimi şirketi Brooks Macdonald, enflasyon baskılarının hafiflemesi ve faiz oranlarının düşmesinin piyasa performansını artırmasının beklendiğini belirtiyor.

Crawford Fund Management’ın yönetici ortağı Chris Crawford, ABD’de piyasaların “2025’te vergi indirimlerinin uzatılması (ve olası iyileştirilmesi)” ile de desteklenebileceğini söyledi.

Bir başka servet yöneticisi AJ Bell de yatırımcıların “doğru yaklaşımı” seçmeleri halinde hisse senedi piyasalarında, özellikle de “Büyük Teknoloji” alanında iyi sonuçlar alınacağını öngörüyor.

AJ Bell yatırım direktörü Russ Mould, yapay zeka sayesinde piyasanın kurallarının değiştiği konusunda uyardı ve “yatırımcıların bir zamanlar ‘hızlı değişim zamanlarında, deneyim en kötü düşmanınız olabilir’ diyen Amerikalı sanayici J. Paul Getty’nin sözlerini dikkate almaları gerektiğini, çünkü uzun süredir devam eden değerleme disiplinlerine bağlı kalanların, genel olarak ABD hisse senetleri, daha spesifik olarak yapay zeka ile ilgili isimler ve kripto para birimleri hızla yükselirken geride kaldığını” söyledi.

Mould, daha soğuk enflasyon, istikrarlı büyüme ve düşük faiz oranları umulduğu gibi geliştiği sürece bu eğilimin devam etmesini beklediğini belirtti.

Chris Crawford, Bitcoin’in son rallisinin sona ermediğini de sözlerine ekledi. “Finansal danışmanlar ve kurumlar Bitcoin’i portföylerine entegre ettikçe Bitcoin’in artan ana akım benimsenmesi yeni yılda beklediğimiz bir başka ilginç anlatıdır,” dedi.

Bununla birlikte, piyasaların ticaret ve büyüme üzerinde baskı yaratabilecek borç, gümrük vergileri ve daha güçlü bir dolar gibi risklerin farkında olması gerektiğini belirtti.

Piyasayı şekillendirebilecek beş temek faktör nelerdir?

  1. Devlet borçları

Analistler, büyük ekonomilerin ekonomik büyümeyi tehlikeye atabilecek artan bir borç sorunuyla boğuştuğu konusunda hemfikir. Brooks Macdonald, 2025 yılı için hazırladığı görünüm raporunda “Bu zorlukların ele alınması, 2025 yılında ekonomik istikrarın korunması açısından hayati önem taşıyacaktır” dedi.

İngiltere ve Fransa’da borcun GSYH’ye oranı sırasıyla neredeyse yüzde 100 ve yüzde 112. Havuzun diğer tarafında ise ABD yüzde 123 ile karşı karşıya ve bu oranın daha da yükselmesi bekleniyor.

“Başkan seçilen Trump’ın politika paketi, halihazırda rekor düzeyde olan 36 trilyon dolar tutarındaki devlet borçlanmasındaki büyümeyi daha da hızlandırabilir” diyen Mould, ABD’nin bu borcun yıllık faiz faturasının halihazırda 1 trilyon doları aştığını ve bunun “savunma bütçesinden daha büyük bir meblağ” olduğunu sözlerine ekledi.

ABD giderlerini kısmaya ya da gelirlerini arttırmaya başlamadığı sürece, ileride sorun çıkabilir. Olası senaryolar arasında “artan arz karşısında tahvil getirilerinin yükselmesi, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması ya da FED’in faiz oranlarını düşürmeye çalışması” olduğunu belirten Mould, “bu son senaryo, yatırımcıların algılanan değer depoları aramasıyla altının (ve bu bağlamda Bitcoin’in) yükselişe geçmesinin nedeni olabilir” dedi.

  1. Dünya ticaretindeki gelişmeler

ABD’nin ekonomik büyümesinin etkileyici olması beklenirken, Başkan Donald Trump’ın gümrük tarifeleri de dahil olmak üzere ticaret politikası Çin’i ve başta Almanya olmak üzere Euro bölgesini diğer bölgelerin gerisine itebilir. Gümrük vergileri ayrıca ABD’de enflasyonu körükleyerek FED’in para politikasını değiştirmesine yol açabilir.

Ancak analistler iyimser.

Crawford, “Trump yönetiminin gümrük tarifeleri uygulamasının hedefli ve sınırlı kalması beklendiğinden, büyük bir ticaret savaşı olasılığı abartılı olabilir,” dedi.

Mould, “Trump ilk döneminde gümrük vergileri konusunda yüksek sesle konuştu ve büyük bir sopa taşıdı, ancak sopayı gerçekten sadece Çin’e karşı kullandı,” dedi. “Trump’ın anlaşma arayışındaki eğilimi göz önüne alındığında bu kez de aynı şeyi görebiliriz.”

Brooks Macdonald’ın görüşüne göre, ABD ve Çin arasındaki olası küresel ticaret gerilimleri küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabilir.

  1. Doları izleyin

ABD tarifeleri ABD’nin ticaret açığını düşürebilir ve bu da ülkeden daha az doların çıkmasına neden olur. AJ Bell’e göre, “Amerika’nın 1975’ten bu yana ilk ticaret fazlasını üretirlerse, dolarlar aktif olarak ABD’ye geri akacak.” Mould, doların küresel ekonomi ve finans piyasalarında kullanılan dünyanın rezerv para birimi statüsü nedeniyle, daha az dolara sahip olmanın “potansiyel olarak zararlı sonuçlarla birlikte küresel likiditenin kurumasına” yol açabileceğini vurguladı.

Daha az dolara, yani esasen güçlü bir ABD para birimine sahip olmak, genellikle bu para birimiyle borçlanan gelişmekte olan ülkelerin borç servis maliyetini de artıracaktır.

  1. Muhteşem Yedili ‘sihrini’ koruyacak mı?

Borsada, Alphabet, Amazon, Apple, Meta, Microsoft, Nvidia ve Tesla’dan oluşan Muhteşem Yedili bu yıl çok para kazandı. Ancak, yeni yılda 2024’te olduğu gibi aynı düzeyde coşkuyla beslenmeyebilirler.

Mould, “Bu yıl yedilinin ortalama yüzde 65’lik kazancı, onlara toplamda 18 milyon dolarlık bir piyasa değeri ya da S&P 500’ün yüzde 35’ini bırakıyor” dedi ve beklenmedik bir durgunluğun bu şirketler için bir zorluk oluşturabileceğini, bunun yanı sıra enflasyonun devam edebileceğini ve faizlerin beklenenden daha yüksek olabileceğini ekledi. Mould, “Yüksek değerlemelerini haklı çıkarmak için sadece mükemmel bir orta yol olabilir,” diye ekledi.

Crawford ise şöyle düşünüyor: “Muhteşem Yedili’nin hakimiyetinin, aşırı beklentiler ve bu şirketlerin büyüklüğü performansı kısıtladıkça azalması bekleniyor.”

Crawford’a göre, “Son birkaç yıldır geride kalan küçük ve orta ölçekli hisse senetleri büyümeli ve yatırımcıların daha fazla ilgisini çekmeli.”

  1. Ufukta birleşme ve satın almalar var

Crawford ayrıca, “Yeni yıl, hükümet düzenlemelerinin gevşemesi ve kredi piyasalarının istekli olmasıyla tetiklenen bir birleşme ve satın alma patlamasına yol açacak,” dedi ve şu öngörüde bulundu: “Bu, son on yılın en önemli anlaşma dalgası olacak ve konsolidasyona hazır sektörlerde konumlanmış yatırımcılar için fırsatlar yaratacak.”

Crawford Fon Yönetimi’ne göre halka arzlar da ortalığı kasıp kavurabilir.

“Yeni ihraç piyasasının uzun bir kuraklığın ardından yeniden açılması için koşullar elverişli ve 2025 yılında hisse senedi piyasasına bir halka arz dalgasının gelmesini ve potansiyel olarak cömert değerlemelerle iyi karşılanmasını bekliyoruz.”

Sorumluluk Reddi: Bu bilgiler finansal tavsiye niteliği taşımamaktadır, özel koşullarınız için doğru olduğundan emin olmak için her zaman kendi araştırmanızı yapın. Ayrıca, bir gazetecilik sitesi olduğumuzu ve uzmanlardan en iyi kılavuzları, ipuçlarını ve tavsiyeleri sağlamayı amaçladığımızı unutmayın. Bu sayfadaki bilgilere güveniyorsanız, bunun riski tamamen size aittir.

Kaynak: EKONOMİ GAZETESİ

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…