İYİ VE REEL EEKONOMİ İLE BÜYÜME STRATEJİSİ

ekonomi_abdullahbozgeyikÖncelikle belirtmek isterim ki; ekonomin “İYİ” olarak tanımlanması için “İstihdam, Yatırım ve İlerleme” üçlüsü yapıtaşlarına sahip olması gerekir diye düşünenlerdenim. Konuyu özellikle belirli bir çerçevede tutmak için klasik anlamda döviz veya borsa hareketleri ya da günceli meşgul eden bazı durum veya değişikleri temel sorunları göz ardı ederek yapılan ekonomi odaklı bazı yorumları pas geçmek istiyorum. Reel olmayan ekonomiyi çözüm diye sunan, üzerinde saatlerce yorumlar yapan kısaca havanda su döven arkadaşları okurken veya dinlerken ise sizlere “Aman dikkat” diyorum. Ekonomimiz sağlıklı büyümelidir. Nasıl mı?

 

  • Ekonomi bir ülkenin tamamının gelirini nasıl kazandığı ve harcadığına bakılarak tanımlanır.
  • Milli gelir; bir yıl içinde, üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeridir. Kişi başına düşen sizin cebinize giren para değildir.
  • Reel ekonomi tarım, madencilik, imalat, ticaret, inşaat, taşımacılık, turizm gibi mal veya hizmet üreten faaliyetin tamamına denir.
  • Reel olmayan ekonomi ise; Bankalar, borsa, sigorta gibi “para”yı, para hareketlerini temel alan faaliyetler olarak tanımlanabilir.
  • Şirketlerin borsada oluşan değerlerine bakılarak yatırım, alım yapmak yanıltıcı olabilir. Bu değerler genelde sanaldır ve çok hızlı değişim göstermeleri nedeniyle tek başlarına güvenilir değildir. Önemli başka bir detay ise borsaya arz edilen bölüm şirketin tamamı için de emsal teşkil etmez.
  • Cari açık bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması olarak tanımlanır.

 

Sanırım fark ettiğiniz üzere nedense (!) bazı dönemlerde hani,  tam da içinde olduğumuz gibi bahar ve yaz ayları, ramazan, bayram ve seçim öncesi veya sonrası zamanlarda garip bir durgunluk oluşur piyasalarda. Maaşlı çalışanlarda az fark edilen bu durum piyasada paranın, nakitin azalması hatta neredeyse yok denemek seviyelere gerilemesi durumu yaşanır. Öte yandan fiyatlar belirli bir ivme ile, yine özel durumlar ve dönemlere bağlı olmak üzere yükselen bir oranda artar.

 

“Enflasyon ile işsizliğin bir arada görüldüğü durgunluk dönemleri ülke ekonomisini olumsuz etkiler. Bu dönemlerin istidam odaklı yatırımla aşılması mümkündür.”

 

Durgunluk dönemlerinde ilk dikkatimizi çeken piyasadaki nakit akışının azalması, ödemelerin sürekli ve çeşitli bahanelerle ertelenmesi, çek, senet ve özellikle nakit ödemelerin yapılmaması ve piyasada işler durgun, kesat, tatsız sohbetlerinin artmasıdır. Bu sohbetler başlangıçta sadece bazı sektörlere özel gibi görünse de yayılması bulaşıcı nitelikte ve mitoz bölünme ile hızlanma eğilimindedir. Durgunluk işsizliği artırma odaklı olmaya, yani işten çıkarmaların artması ve iş bulma imkanlarının azalması ile de genelin dikkatini çekmeye başlar.  Sonraki aşamada ise dolaylı olarak ekmek, pide veya bakliyat ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının bir önceki aya ve yıla bağlı olarak ne kadar arttığı olur.. Eğer direk alışverişi yapmıyorsak yani artışı biz fark etmesek de zaten TV, Gazete ve sosyal medya haberlerinde tekrarlarından zam, fiyat artışı duyurularından birine rastlarız.

 

Sanırım bu aşamada salt bu detaylara takılmayıp konunun diğer bölümlerine bakmak iyi olur. Yatırım penceresinden bakacak olursak öncelikle ülkemizde çok sayıda girişken olduğunu ama az sayıda başarıya ulaşmış girişimci ve yatırımcı olduğunu söylemek mümkün.

 

“Yatırımlar ülke ekonomisinin sağlıklı olması için gereklidir. Kurumsal yatırımlar ve ülkenin yaptığı yatırımları ise çoğunlukla seçim ve özelleştirme dönemlerinde dikkat çeker. Oysa ülkeler açısından yatırımların sürekliliği sadece hükümetler veya firmalar için değil tüm bireyler için önemlidir.”

 

Örneğin yerli yatırımcılar için; “Yatırım istek ve iştahını kaybetmiş girişimci, firma ve işadamı sayısı azımsanamayacak düzeyde” diyebiliriz. Öte yandan yabancı yatırımcı açısından ise; ülkenin istikrarı, ekonomiye olan güven ve yatırım sonrası yatırımın geri dönüşü (return on Investment- ROI) sürelerine ve temelde de yatırım verimliliğine salt bir alanda değil sektör, ilişkisel sektörler hatta ülke karşılaştırmaları bazında baktığını görüyoruz.

 

Ne yazık ki ülkemizde sadece bireysel olarak yabancı yatırımcı arayanlar değil çoğu grup ve firmalar dahi yabancı yatırımcının öncelikle büyük resme yani ülke ekonomisi, istikrarı ve duyurulan güvene sonra ise detayda “planlama, proje, tasarım, Pazar araştırması, verimlilik, fizibilite ve marka değerleri hesapları ve nice araştırmaları” yaptığından haberdar değil.  Öyle ki yabancı yatırımcı gelsin, mümkünse para da yanında olsun, burada kendisine söylenen teklifi en iyi olarak kabul etsin ve yatırımı hemen yapsın.. öyle kimseyi danışman, uzman, finans kuruluşu ve özellikle raporlarla falan uğraştırmasın.. geldiğinde şöyle bir gezdirelim, ağırlayalım, yedirip içirelim ve paraları projemize yatırısın, ortak olsun hatta mümkünse tamamını bizim istediğimiz fiyattan alsın.. bu arada ne yaptıkları ve katkıları belli olmayan nice aracı kişilere ve bazı sözüm ona yetkili emlakçılara da ödemeyi o yapsın.. proje hazırlayan firmanın ödemesini de yatırımcı yapsın hayalindeler.. Bu yanılgıyı “Turizm ve ticari gayrimenkul yatırımları” projelerinde sıkça görüyoruz. Oysa yabancı yatırımcı hesabını bilen, alana özgü tam bilgisi olmasa da bilgiye konunun uzman kişi, firma ve kuruluşlarından erişirse gerçek ve kalıcı yatırımcı olur.. böylece istihdam da sağlar. İstihdam genç nüfus için çok önemli.  Üniversitelerden mezun ama iş bulamayan binlerce gencimiz var.  Bu aşamada işsizlik oranları rakamlarına özellikle girmiyorum.  Çünkü istihdam rakamları aylar ve yıllar itibarıyla değişebilir, dahası aynı rakamlar hesaplanma şekil ve yorumlanma yöntemlerine göre farklı anlaşılabilir ve aktarılabilir. Yapmamız gereken rakam ve oranlara takılmak yerine iş bulamayan hatta iş aramayı dahi bırakan çalışma konusunda ümidini kaybetmek durumunda olan tüm gençleri, orta yaşlıları, engellileri ve kadınları iş hayatına kazandırmamızdır. İstihdamı artırmak kısaca; reel ekonomi temelli girişim ve yatırımlarla destek olmak, teşvik sağlamak sonuçta yatırımları kolaylaştırmak ve doğru yapılmasını sağlamak ile mümkün olacaktır.

 

Sonuç olarak; yerli ve yabancı olarak tüm girişimci ve yatırımcılar açısından proje ve yatırımları doğru yapmanın önemi  “Fikir, proje, yatırım ve istihdam, işsizlik, refah, teşvik, kaynaklar..” kullanımı ile başlar ve  “birçok girişim fikirden projeye, projeden yatırıma dönüşür, istihdam artar. Yüzlerimiz güler ve ülkemiz ekonomik olarak gelişir, ilerler” ülkemizin de buna ihtiyacı var. Kısaca durgunluğu yönetmemiz ve sadece bu yıl değil 2023 için hedefimiz sağlıklı “Büyüyen Türkiye” olmalı. Reel ekonomiye dayalı projelerin artması dileğiyle tüm yatırımcılara başarılar dilerim.

 

Abdullah BOZGEYİK

Danışman, Öğretim Görevlisi, Yazar

https://abdullahbozgeyik.wordpress.com/

abozgeyik@yahoo.com

Konuya özel ve yabancı yatırımcılara yönelik yazdığım bir yazım ise İngilizce olarak aşağıdaki linkten okunabilir.

https://abdullahbozgeyik.wordpress.com/2015/06/26/dear-investors-if-youre-planning-to-invest-in-turkey/

Benzer Haberler

EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…